İkizlerimle Bu Benim Hikayem: Hande Güneri Bölükbaş

hande bölükbaşıa antalyaBenim HİKAYEM
Dört sene evveldi. Ayl…ardan Mart. Geçici olarak ikamet ettiğimiz bir şehirde eşimle tanıştım. Bizimkisi ilk görüşte aşktı. Nişan, düğün derken evliliğimizin ilk yılları geride bile kalmıştı. Gezdik, tozduk adeta Edi ile Büdü gibiydik. Üç yılın sonunda hayatımızdaki büyük bir eksikliği fark ettik artık bir çocuk sahibi olmanın zamanı gelmişti. Fakat her şey istediğimiz gibi gitmeyecekti, çok zorlu bir süreci birlikte atlatacaktık. Biz sandık ki hemen istediğimiz an bir çocuğumuz olacak. Bir sürü testler yapıldıktan sonra bir sorun olmadığı kanısına varıldı. Doktor; zaman gerekli dedi, sadece zaman. Ama bizim zamanımız gelmişti. 33 yaşındaydım daha fazla beklemek istemiyorduk.
İşte ikizlerimizin hikayesi de tam burada başladı İlk önce aşılama yöntemini denedik. Deneme 1; sonuç hüsran. Deneme 2; sonuç hüsran. Deneme 3; sonuç yine hüsran.
Beni büyük bir endişe aldı, götürdü.” Bizim çocuğumuz olmayacak mıydı?” Artık evde konuşulan tek şey sahip olmayı dilediğimiz, diledikçe sabırsızlığımı arttıran çocuk mevzusu olmuştu ve tabi ki; benim bitmek tükenmek bilmeyen gözyaşlarım, kuruntularım. İçimde büyük bir ses vardı. O ses her daim bana “ senin çocuğun olmayacak diyordu.”
Artık eşimle tartışmaya başlamıştık. O, benim strese girdiğimi ve çocuğumuzun o yüzden olmadığını düşünüyordu. “ Sil kafandan! Hayatım, canım çocuk mevzusunu, biraz oluruna bırakalım.” diyordu. Ama ben yapamıyordum. Nasıl silebilirdim ki? Hayatta en çok istediğim şey bir evlattı. Nasıl silebilirdim ki? En sonunda doktorumun tavsiyesiyle Tüp bebek yaptırmaya karar verdik. Bu kararı alabilmek için bile, eşimle mücadele vermiştim. Çünkü eşim geçirdiğim sürecin zorluğunun farkındaydı artık bana kıyamıyordu ve biraz ara vermeyi, beklemeyi istiyordu. Bir iğneden bile çok korkardım. Asla bir süre sonra kendime iğne yapabileceğimi düşünemezdim, aklıma bile getiremezdim. Ama şunu anlamıştım ki; çocuk için her şey ama her şey yapılıyormuş.
Ve tedaviye başlamak için eşimi ikna etmiştim. Geriye tek bir sorunumuz kalmıştı. “Tedavi Masrafları” Nasıl karşılayacaktık? Borçlarımız vardı. Düğün kredimiz hala bitmemişti.
Tedavi paramızı Allah gönderdi desem, bana inanır mısınız? O hafta işten eve geldiğimiz bir akşamdı. Kapının kilidinin kırıldığını gördük. Tabii; ben panik oldum. Hemen polis çağırdık. Evimize hırsız girmişti. Tahmin edersiniz ki; her yer darmadağındı. Bakılmadık yer kalmamıştı. Maddi hasar azdı. Birkaç saat, kolye…… Ertesi gün olayın şokunu atlatmaya çalışırken, eşya sigortası yaptırdığımı hatırladım. Hemen aradık sigortayı geldiler, tutanak tuttular ve işlemleri başlattılar.
İşte burası bizim için can alıcı noktaydı. Sigortadan raporun sonucu gelmişti, sigorta bize ne eksik bir fazla tam tedavi için gereken miktarı ödeyeceklerini bildirmişlerdi. Biz parayı nerden, nasıl buluruz derken…. Allah’ım ne büyüktü! Bize tüp bebek paramızı göndermişti. İnsan hiç evine hırsız girdi diye sevinir mi? Ben sevinmiştim ama Allah’ım bana her şerde bir hayır olduğunu göstermişti. Teşekkürler Hırsız, senin sayende tedaviye hemen başlayabildik.
Ve nihayet beklediğimiz o gün ve an gelmişti. Tedavi süreci bitmiş, sonucu bekliyorduk. Çalan her telefon bir kalp çarpıntısı. Yine çalan bir telefon. Yine heyecan. Telefondaki ses bana sonucu söylüyordu. ” Sonuç pozitif” dedi. Allahım! Allahım! Bu nasıl bir mutluluk !. İnanamıyordum, ayaklarım yerden kesilmişti. Sevinçten havalara uçtum.
Müjdeyi önce ailelerimize verdik. Kimse ikiz beklemiyordu şok olmuşlardı. Allaha şükürler olsun ki; bize ikiz evlat verecekti. Ama zorlu süreç daha bitmemişti.
Hamileliğimin ikinci ayında ikinci bir şok daha yaşamıştım. Bir gece ayağa kalktığımda kanamam oldu işte o zaman sanki beynimden aşağı kaynar sular boşaldı. ”Gitti dedim , bebeklerim gitti.” Doktora gitmek için sabahı zor etmiştim. Gözümü bile kırpmadan sabaha kadar ağladığım tek gündü. Sabah doktora gittiğimizde şükürler olsun ki benimleydiler hala. Ama o gün sanki benim ömrümden ömür gitmişti. Hani derler ya; bir gecede saçlarım beyazladı, işte sanki benimde bir gecede saçlarım beyazlamıştı. Hamileliğimi doyasıya yaşayabildiğimi söyleyemem. Çünkü çoğunu yatarak geçirmek zorunda kalmıştım. Riskli bir gebelik geçiriyordum ve bebeklerim için işimden ayrılıp, gebeliğimi yatarak geçirmiştim. O süreçte kurban bayramını yatarak geçirip, büyüklerin ellerini öpmeye gidememek beni üzmüştü. Büyükler beni ziyarete gelmişlerdi. Gebeliğimin 33. haftasına girdiğimde, kontrol için doktora gitmiştim. Üçüncü şokumu orada yaşadım. Doktorum tansiyonumun çok yüksek olduğunu ve beni hemen doğuma alacağını söyledi, olmaz dedim, olmaz, daha çok erkendi. 33. haftadaydım ve kendimi bir anda hastanede buldum. Oraya nasıl gittiğimi ise; inanın hatırlamıyorum. Ben sadece kontrole gitmiştim, doğuma değil. Allahım ! O nasıl bir heyecandı. Heyecandan tansiyonum daha da çıkmıştı ve acilen ameliyathaneye alındım.
Tarih 02.11.2013 Cumartesi dünyalar tatlısı kızım ve oğlum dünyaya geldi. Hoş geldin güzel kızım Beri’lim, Hoş geldin yakışıklı oğlum Eymen’im. Yanıma ilk getirdikleri anı kelimelere dökemiyorum. Çünkü kelimelerin kifayetsiz kaldığı an işte o andır.
Hastanede kaldığımız 2 günün sonunda, nihayet evimizdeydik çocuklarım sağlıklıydı ve kuvöze girmediler diye sevinmiştim ki sevincim kursağımda kaldı. Yavrularım evinde sadece 2 gün kalabildi. Beslenemedikleri için önce kızımı Beril’imi, akşamına da oğlum Eymen’imi götürdük kuvöze. Allahtan tam zamanında götürmüşüz. Evlatlarımın şekerleri düşmüş. Kızım 4 gün, oğlum 6 gün kuvözde kaldılar. Onları ilk ziyarete gittiğimizde onları orada görmek, orada bırakıp gitmek öyle üzücüydü ki; gözyaşlarımıza hakim olamıyorduk. Hayatımda ilk defa eşimin ağladığını görmüştüm. Benim üzüntüden sütüm kesilmişti. Çocuklarıma anne sütü veremediğim için kahroldum, ne denediysem olmadı. Bir şeyi çok istersin olmaz ya emzirmeyi çok istiyordum, olmadı işte.
Benim için zorlu süreç daha bitmemişti. Çünkü oğlum iki aylık olduğunda fıtık ameliyatı geçirdi. O küçücük vücudu narkoz almak zorunda kaldı. O an oğlum erkekliğe de ilk adımını attı. Doğrusu ben, sevinemedim bile.
Prematüre oldukları için bir çok dezavantaj gördük ama çok şükür halimize, Allah kalıcı bir hastalık, çaresi olmayan derman vermesin! Bu yüzden ne kadar şükretsem azdır.
Anne olmak; aslında öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılıyor. İnsanın hayatındaki en eşsiz bir duygu. “Anne olmadan bilinmez” ifadesini anlıyor, hissediyor insan.

Kuzucuklarım bugün tam 6 aylık oldular. Bana hayatımda hiç tatmadığım, yaşamadığım sevgiyi yaşattılar. Evlat sevgisinin yerini hiçbir şeyin alamayacağını öğrendim. İki kişilik bir aileyken dört kişilik bir aile oluvermiştik. Benim minicik geniş ailem iyi ki varsınız. Bu zorlu süreçleri atlatmamda en büyük pay eşime aittir. Bana hep destek olan ve hiç yanımdan ayrılmayan, beraber gülüp, beraber ağladığımız, geceleri ben kadar uykusuz kalan, fedakar babamıza sevgili eşime buradan sonsuz teşekkürler.
Allah’ım mutluluğumuza mutluluk katsın ve bizi hiç ayırmasın. Sizi çok ama çok seviyorum.